" Komünist Bakış: Macaristan'da Nazilerin torunları sokaklarda

Çarşamba, Ekim 25, 2006

Macaristan'da Nazilerin torunları sokaklarda

Macaristan'da 1956 karşı-devrimci ayaklanmasının 50. "yıldönümü" bir yanda resmi törenlerle kutlanırken, öte yanda Budapeşte sokakları karşı-devrimin asıl sahipleri olan faşist grupların şiddetli eylemlerine sahne oldu. Halk Demokrasisi altında yasak olan tüm partiler, Nazi sempatizanları, dazlaklar, Horthyciler, Krallığın ve kilisenin sembolleriyle, gamalı-haçlar, İkinci Dünya Savaşındaki Nazi işbirlikçisi hükümetlerin kırmızı-beyaz bayrağı ve diğer flamalarıyla sokaklara dökülüp terör estirdiler. Böylece "çoğulcu demokrasi"nin tadını kendi bildikleri yöntemlerle çıkardılar. Eski Macaristan Sosyalist İşçi Partisi'nin sosyalizm sonrası resmi devamcısı olan iktidardaki (sosyal-demokratlaşmış) Macar Sosyalist Partisi de dahil olmak üzere hepsi de "1956 Devrimi"ne hararetle sahip çıkan Macaristan'daki düzen partilerinin tümü, içinde en aşırı ırkçı-faşist-gerici unsurların kolayca ve özgür olarak gelişme şansı buldukları politik kültürü ve ideolojiyi sürekli olarak besliyor.

Sosyalist yönetimlerin çözülüşünden sonra birçok Doğu Avrupa ülkesinde yaşanan süreç Macaristan da yaşandı. Halk önce 90'lar boyunca aşırı-sağ partilerin fiili iktidarını tattı, bu partiler kısa sürede "özgürlükçü" maskelerini terk ederek açıkça aşırı sağa kaymaya başladılar. Geniş kitleler kısa sürede bunlardan yaka silktiler ve umut diye, ağırlıklı olarak sosyalizm döneminin yönetici parti kadrolarının kurduğu yeni "Macar Sosyalist Partisi"ne yöneldiler. Oysa bunlar sosyalizmle neredeyse hiçbir ilişkileri kalmamış, tamamen sosyal-demokratlaşmış kişilerdi ve vakit kaybetmeden "Tony Blair modeli"ni uygulamaya koydular. Bu mucizevi modelin sonucu ülkenin dış borçlarının ve işsizliğin tam anlamıyla patlaması, çalışan kesimlerin daha da yoksullaşması oldu. 2004 yılında 4o'lı yaşlardaki milyoner Ferenc Gyurcsany adlı bir kariyerist ekibiyle birlikte bir oldu bittiyle Sosyalist Parti yönetimine geldi ve ardından Başbakan seçildi. Gyurcsany, Avrupa Birliği üyelik sürecini de gerekçe göstererek "liberal" ekonomik politikaları daha da acımasızca uygulamaya koyuldu. Macaristan'daki son protestolar da başbakan Gyurcsany'in geçtiğimiz Eylül ayı içinde Sosyalist Parti'nin kapalı bir ulusal konferansında gizlice kaydedilen konuşmasının radyolarda yayınlanmasıyla patlak verdi. İlginç biçimde ilk olarak bizzat devlet radyosunda yayınlanan bu kayıtlarda Macar başbakan "tam 3 saatlik, çok ağır ve yer yer küfürlü konuşmasında, ülkenin ağır bir kriz içinde olduğunu, ekonominin çökme noktasına geldiğini ve bunun böyle devam edemeyeceğini söylüyor" ve "toplantıya katılan Sosyalist Parti yöneticilerini, seçimden sonra gündeme gelecek olan çok ağır istikrar paketini kabul etmeleri için ikna etmeye çalışıyor. Hatta zaman zaman tehdit ediyor" du. (BBC Türkçe, Macar Başbakan: Yalan Söyledik) Buna tepki olarak aşırı-sağcı denilen unsurlar, başta muhalefetteki Fidesz partisi taraftarları ise tam olarak 1956 karşı-devrimcilerinden miras aldıkları yöntemlerle halk kitlelerin hükümete karşı yönelecek tepkisini kendi amaçları doğrultusunda saptırmak üzere şiddet gösterileri ve çeşitli devlet dairelerinin işgalleri gibi eylemlere giriştiler. Karşı-devrimci ayaklanmanın 50. yıldönümünde hem hükümet hem muhalefet partileri tarafından elbirliğiyle oluşturulan atmosfer faşist çeteler için mükemmel bir ortam hazırladı. "Sosyalist" Parti, toplantılarında ve seçim kampanyalarında afişlerini 1956-2006 tarihleriyle ve 50. yıl yazılarıyla donatarak, propagandalarında kendisini "Sovyet işgalcilerine karşı büyük halk devrimi"nin asıl mirasçıları olarak göstermek için muhalefetteki Fidesz partisiyle yarışarak, kendisine karşı faşist çiçeklerle bezenmiş bir "turuncu devrim" ayaklanması halini alan bu atmosferin oluşmasına en büyük katkıyı bizzat kendi elleriyle yapmış oldu.


"Dinsizin hakkından imansız gelir" diyemiyoruz, çünkü emperyalist propagandaya göre "totalitarizmden ve sovyet baskısından kurtularak çoğulcu gerçek demokrasiye kavuşan" tüm Doğu Avrupa'da olduğu gibi Macaristan'da da, yasal sınırlar içinde işçi ve emekçilere bu partilerin aldatıcı kavgalarına taraf olmaktan başka bir seçenek verilmiyor. 1956 karşı-devriminin ideolojisine ve siyasal mirasına bedel ödemeye yanaşmayan Macar Komünist Partisi gibi partiler yasaklanıyor. Bununla birlikte Macaristan'ı Nazi işgalinin sona ermesinden bu yana aslında "gizli ve açık Yahudi elitlerin yönettiğini" (ne kadar tanıdık bir "teori" değil mi!) iddia eden ırkçı Adalet ve Yaşam Partisi tamamen serbest faaliyet yürütebiliyor, hatta (1998-2002 döneminde olduğu gibi) hükümet ortağı olup parlamentoda kendi bağımsız grubunu dahi oluşturabiliyor. "Demokrasi"nin cilveleri.

Bütün bu olaylar Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de ve aslında modern sınıf mücadelesinin olduğu her yerde geçerli olan tek bir büyük gerçeği sınıf düşmanlarının ne kadar iyi bildiklerini kanıtlar: emekçi yığınların nihai kurtuluşunun tek gerçek öncüsü ve gerçekleştiricisi tavizsiz bir komünizmi savunan birleşik ve güçlü Komünist Partisi olabilir! Bunun dışındaki tüm partiler, "sosyalist", sosyal-demokrat, nasyonal-sosyalist, vb. partilerin tümü sömürücülerin emekçi sınıflar içindeki uzantılarıdır. Sınıf düşmanlarının sıkı sıkıya kavradıkları bu gerçeği işçi sınıfına kavratmak, onu bağımsız sınıf Partisini bu temel üzerinde inşa mücadelesine çekmek dün olduğu gibi bugün de tüm ülkelerin komünistlerinin görevidir.

Komünist Bakış