Süha Beşara: “Lübnan’da Köylerimizi Yeniden İnşa Edeceğiz”

13 Ağustos’ta PTB (Belçika Emek Partisi) ve Halk İçin Sağlık’ın girişimiyle gerçekleşen Lübnan ve Filistin’le dayanışma toplantısına 500’den fazla kişi katıldı. Lübnanlı direnişçi Süha Beşara, özel davetliydi.
Süha Beşara Lübnan direnişinin önde gelen bir ismi. 20 yaşındayken, 1988 yılında Lübnan’ın İsrail tarafından ilk işgali sırasında, Güney Lübnan’ı İsrail’le işbirliği içinde kontrol altında tutan ordunun komutanı Antoine Lahad’ı öldürme girişiminde bulundu.
On yıl boyunca (1989-1998) yargılanmaksızın Güney Lübnan’daki korkunç Khiam hapishanesinde tutuldu. Serbest bırakılışından bu yana, İsrail’de alıkonulan 10.000 Filistinli ve Lübnanlı tutsağın özgürlüğü için savaşıyor.
Röportaj: David Pesteau (23-08-2006)
-İsrail 12 Temmuz savaşını iki İsrailli askerin kaçırılmasına karşılık olarak başlattı. İsrail’in elinde 10 yıl boyunca rehine kalan biri olarak sizin tepkiniz nedir?
Süha Beşara: Öncelikle, İsrail Yüksek Mahkemesinin 90’larda aldığı bir kararın, 1980’li yıllarda kaybolan İsrailli pilot Ron Arad hakkında bilgi verebilecek herhangi bir Lübnanlı’yı kaçırma ve alıkoymayı kendilerince meşru ve yasal kıldığının altını çizmeliyim. Lübnanlı sivillerin İsrailliler tarafından Lübnan topraklarında kaçırılması defalarca gerçekleşti. Bu haziran ayında bir yenisi oldu. Bu kabul edilebilir mi?
12 Temmuz’da Lübnanlılar’ın tepkisi de ne Kudüs’ten sivilleri kaçırmak ne da Tel-Aviv’i bombalamaktı. Yapılan, Lübnanlı ve Filistinli tutsakların serbest bırakılması için pazarlık etmek için, savaş alanında bulunan iki İsrailli askerin yakalanmasıydı. Bugün 10.000 kişinin olduğu gibi ben de İsrail’de Filistinli tutsaklardan biri olsaydım, 12 Temmuz’da mutlu olurdum. Çünkü bir gün serbest kalmaları için kendilerine tanınan tek şans tutsak değiş tokuşu.
-Bazıları diyor ki ne olursa olsun İsrail’in Hizbullah terörüne karşı bir şeyler yapma hakkı vardır…
Süha Beşara: Onlara şunu söylerdim: bir suçlunun bir binada olduğunu düşünelim, bu suçluyu etkisiz hale getirmek için binayı havaya mı uçururduk? Kimin Hizbullah’tan olup kimin olmadığını genetiğe dayanarak ayırt edecek akıllı bombalara mı inanılıyor?
Hangi hakla 22.000 bina yıkıldı, binlerce cana kıyıldı? Lübnan’ın sembollerinden uluslararası Beyrut havaalanı neden bombalandı? Burası Hizbullah’ın gizli bir cephaneliği miydi?
Savaş için öne sürülen sebep, “Hizbullah’ı silahsızlandırmak”, hem bir ekonomiyi hem de çevreyi yok etme hakkını veriyor mu? Lübnan sahillerini, hatta Yunan ve Kıbrıs sahillerini kirletecek kadar (bir Lübnan petrol rezervuarından İsrailliler tarafından bombalanması sonucu yayılan petrolle, redaktörün notu).
Hizbullah hakkında görüşümüzü bir yana bırakalım. Hizbullah’ı aşan şeyler var. Daha önce de Lübnan’ın işgalini yaşadık. 1978’de, 1982’de. İsrail o zaman da Filistinliler’i silahsızlandırmak için gelmişti. Filistinliler silahsızlandırıldılar, silahlı adamlar Lübnan’ı terk etti, ardından Sabra ve Şatila katliamı oldu (bu iki kampta yaşayan 1000’den fazla Filistinli göçmen General Şaron tarafından korunan İsrail yanlısı milislerce soğukkanlılıkla katledilmişti, redaktörün notu).
Ve İsrail 18 yıl boyunca Filistin sorununu bahane edip Lübnan’a müdahale etti. Şimdi İsrail başka bir şey öne sürüyor, artık Filistinliler değil de Hizbullah.
-İsrail’in Lübnan’a karşı bu vahşiliğinin nedeni nedir?
Süha Beşara: İsrail kendisine hayır demeye cesaret etmiş veya etmekte olan herkese vurmak istiyor. Öncelikle Hizbullah’a, fakat İsrail işgaline karşı silaha sarılan diğer tüm Lübnanlı partilere de, Lübnan Komünist Partisi, Nasırcılar, Halk Hareketi gibi. İsrail 2000 yılında Güney Lübnan’dan çıkmak zorunda kaldığı zaman yaşadığı yenilgiyi asla kabullenemedi.
İkincisi, Lübnan çok-inançlı yapısıyla tek bir inanca, tek bir kurucu ideolojiye dayalı İsrail’le karşıtlık oluşturuyor. İsrail’e, Belçika’dan ya da ABD’den göçecek bir Yahudi bugün orada yaşayan milyonlarca Arap’tan daha fazla hakka sahip olacaktır.
Son olarak, bir İran-Amerika sorunu var. Condoleeza Rice’ın dediği gibi, bu savaşla Lübnan’ı yeni Amerikan Orta-Doğusu’nun kapısı yapmak hedefleniyordu. Ayrıca bölgede başka ittifaklar arayanları ezmek. Burada Amerikan ve İsrail çıkarları çakıştı.
-BM’nin “çatışmaların durdurulması”nı talep eden kararı ve Güney Lübnan’a uluslararası güç gönderilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Süha Beşara: Uluslararası topluluğun Kana katliamından sonra dile getirdiği “üzüntüler” ve Lübnan’da 4 BM (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Güçleri) askerinin hayatına mal olan İsrail saldırısı sonrası “üzüntüler”iyle Hizbullah’ın silahsızlandırılması “talebi” arasında bir uçurum bulunuyor.
İkincisi, bilmelisiniz ki İsrailliler şu son günlerde Güney Lübnan’da bazı bölgeleri tümüyle yakmaya, köyleri tümüyle yıkmaya çalıştı. Buldozerlerle gelmeleri tesadüf değildi.
Fakat son kararla, İsrailliler çok uzağa gidemedi ve amaçlarının hiçbirine ulaşamadılar.
Hizbullah silahsızlandırılmadı ve silahsızlandırılmayacak.
İki İsrailli asker Lübnanlı tutsaklarla değiş tokuş olmazsa iade edilmeyecek.
Güney Lübnan’da BM birlikleri ve Lübnan ordusunun oluşturacağı tampon bölgeye gelince, pratikte göreceğiz. Fakat biz Lübnanlılar, geri dönecek ve köylerimizi yeniden inşa edeceğiz.
Bu kararla, uluslar arası topluluk tam olarak İsrail’e utançtan kurtulması için bir kapı açmıştır.
Ve Hizbullah lideri Nasrallah tarihsel bir karar aldı: bu kararı tüm çekincelere karşın, insani krizin dramatik sonuçlarını azaltmak amacıyla kabul etti. Oysa Hizbullah ve Lübnan direnişi askeri mücadeleyi devam edebilecek durumdaydı. Fakat bugün Lübnan’da onların asıl gücü askeri değil, halk desteğidir. Özellikle de bu savaştan sonra.
çeviri: Stalin Arşivi çeviri birimi (26-08-2006)
ayrıca bkz: http://www.stalinkaynak.com/yasayan/suha_besara

<< Home