" Komünist Bakış: Naylon Şeyhler ve Lübnan Gerçeği

Salı, Ağustos 22, 2006

Naylon Şeyhler ve Lübnan Gerçeği

Radyonuzu açın: birazdan Şeyhiniz konuşacak!

12 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde Şey Bedrettin Film Kolektifi adında bir grubun iki üyesi tarafından Hizbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah'la yapıldığı iddia edilen röportajın sahteliğiyle ilgili iddialar Sendika.org sitesinin haberinde ele alındı. Hizbullah ve Lübnan'da süren mücadele hakkında biraz olsun bilgisi olanlar için bu röportajın sahteliği konusunda hiçbir şüphe olamaz. Boyalı basından alışık olduğumuz masa başında gazetecilik yöntemiyle hazırlanan sanal röportaj, İsrail'in son vahşi saldırısına karşı verilen direniş dolayısıyla tüm dünyada popülaritesi artmış olan Hizbullah liderinin ağzından Türkiyeli komünistlere bir ders vermeyi amaçlıyor, tüm ülkelerde ve her koşul altında komünist hareketin -zorunlu ittifakları asla dışlamayan- bağımsızlığını, hem ideolojik hem siyasal planda korumakta israr eden marksistleri "değişen çağın ve ortadoğu bölgesinin gerçeklerini anlayamayan dogmatikler" olarak suçlayan öğrenci solunun fersudesi çıkmış iddialarını bir de Hizbullah liderinin ağzından tekrarlıyordu. Ne var ki naylon Nasrallah öğrenci solunun ideolojisini olaylara yansıtmak çabasıyla birçok bilgi hatasına yer vermek zorunda kalmıştı: örneğin sosyalistlerin "ortak düşmana karşı ortak savaşıma" eskisi gibi katılmadıklarını iddia ediyor ve "biz isterdik ki, Lübnan’da sosyalist kardeşlerimizle emperyalizme ve siyonizme karşı omuz omuza savaşalım." diye teessüflerini bildiriyordu.

Gerçekte Lübnanlı komünistler ve diğer devrimci-laik güçler, arkalarında Hizbullah'ın kolaylıkla ulaşabildiği Suriye, İran gibi devletlerin sağladığı maddi olanaklardan tamamen yoksun oldukları halde, son direniş hareketine cephenin en önünden, cephe gerisinde halkın örgütlenmesine kadar her düzeyde bütün güçleriyle katıldılar. Lübnan Komünist Partisi direniş boyunca toplam yedi militanının ön cephede savaşırken şehit düştüğünü tüm dünyaya çeşitli tarihlerdeki bildirileriyle açıkladı (http://www.lcparty.org/080806_2.html). Yunan Komünist Partisi Genel Sekreteri, Lübnan direniş cephelerini ziyaret ederek komünist silahlı savaşçıların kahraman mücadelelerine Yunanlı komünistlerin destek mesajlarını iletti. Hizbullah ve Komünist Partisi ortak cenaze törenleri düzenledi. Olayları güvenilir kaynaklarından izleme ve bağımsız bir bakış açısı oluşturma alışkanlığını yitirmiş olan Türkiye hareketimiz olarak ise naylon Nasrallah'ın sosyalistlerin direnişe katılmadığı iddiasına kolayca inandık.


Hizbullah ve Lübnan Komünist Partisinin Srifa köyünde düzenledikleri ortak cenaze töreni (fotoğraf Hizbullah'ın yayınladığı ghaliboun.net sitesinden alınmıştır)


Oysa Lübnanlı komünist ve devrimci-laik direniş güçleri, Hizbullah'ı dogmatizm adına dışlamak bir yana, işgalin ilk günlerinden itibaren yayınladıkları bildirilerde "islami direnişin kahramanca eylemlerini ve fedakarlıklarını" açıkça tanıdılar ve desteklediler, ama aynı zamanda Hizbullah'ın ne örgütleyebileceği, ne de örgütlemek istediği Hristiyan, sunni-müslüman kökenli ve laik-şiilerin çoğunluğunu oluşturduğu tüm Lübnan halkını, yurtlarını terketmeyerek silahlı direnişe geçmeye çağırdı, bir uluslararası gücün koruyuculuğuna umut bağlayan mevcut burjuva hükümetinin ve Lübnan ordusunun aczini kesin biçimde teşhir etti. Demek ki naylon Nasrallah'ın ağzından demeç veren şarlatanlar, "bizimle birlikte kardeşlik ve özgürlük için savaşmak isteyen sosyalist dostlarımıza diyoruz ki, “Din afyondur” diye gelecekseniz hiç gelmeyin" diye fetva verirken boşa kurşun atıyordu, Lübnan'da -hazır güce tapan değer sömürücülerini tatmin edecek ölçüde maddi olanaklara ve silaha erişimi olmasa bile- mücadelesini dişiyle ve tırnağıyla sürdüren komünist ve laik güçlerin kendi onurlu cepheleri vardı. Hizbullah'la ilgili Amerikan-İsrail yanlısı uluslararası basının bir çok yalanını da boşa çıkardığı bir röportajında LKP yönetici Marie Debs yoldaş, Lübnanlı komünistlerin Hizbullah'la ilgili tutumunu en açık biçimde ortaya koymuştur:

"2000 yılına kadar Hizbullah öncelikle işgale karşı mücadele üzerinde yoğunlaşıyordu. O tarihten itibaren ise güçlü biçimde evrim geçirdi ve toplumun tüm kesimleri içinde sağlam mevziler oluşturdu. Lübnan toplumunun en yoksul kesimlerinin toplumsal ilerlemesi için çalışıyor, biz komünistler de aynı yolda çalışıyoruz. Doğal olarak aramızda önemli farklar vardır: Hizbullah dinsel bir partidir, biz ise laik bir örgütüz." (Marie Debs'in röportajı: "Parti tüm üyelerini direnişe çağırmıştır")


Öğrenci solunu [1] ne kadar kızdıracak da olsa, Marks'ın her fırsatta tekrar ettiği sözünü hatırlamamak elde değil: "cehalet bahane olamaz". Son örnekte cehalet ve ilgisizliğimiz, Türkiye devrimci hareketinin dünya ilerici kamuoyunun gözünde gerçekten büyük mücadelelerin sonucunda edindiği itibarının, devrimci ve sol değerleri ve çevreleri sömürmeyi uzmanlık haline getirdiği anlaşılan biraraya gelmiş bir kaç aklıevvel tarafından kolayca yıpratılabilmesine imkan tanıdı. Denizlerin onurlu isminin böyle bir şarlatanlıkta geçmesi engellenemedi. Bu örnekle kendi güvenilir ve bağımsız bilgi kaynaklarını ve bağımsız bakış açısını oluşturamayan devrimci basının her türlü manipülasyona ne kadar açık olacağı bir kez daha ortaya konmuş oldu. Umulur ki bu küçük musibet bin nasihatten iyi olsun. Irak'ta, Filistin'de, Lübnan'da ve tüm bölgede sürüp giden mücadeleler hakkında daha fazla gerçek ve sağlam bilgiye ve ancak bu temel üzerinde yükselecek bağımsız marksist bir bakış açısına ihtiyacımız olduğu böylece biraz daha kendisini kavratmış olsun. Kısacası, daha az gözüyaşlı şiir, daha az illüzyon ve daha fazla devrimci gerçek!

Zaferden önce ve sonra Lübnan'da devam eden mücadele

Güçleri ancak küçük çocuklarla savaşmaya yeten İsrailli katillere karşı kazanılan zaferin etkileri büyük olacaktır ve bunlar henüz tam olarak ortaya çıkmamıştır. Lübnan örneği herşeyden önce biraz olsun silahlara kavuşmuş olan yoksul yığınların yenilmezliğini kanıtladı. Bunun karşısında kendisini emperyalist orduların fiili emir-komutası altında gören Lübnan ordusunun İsrailli askerlere çay ikramı görüntüleri batı yanlısı bölge hükümetlerinin çürümüş yüzünü teşhir etmiştir - Irak Kürdistanı'nda işgalcilik oynarken Amerikalılar tarafından esir alınan Türk özel timcilerinin aynı çay servisi tablosu belleklerimizde tazedir.

İşgalin Lübnan toplumu açısından asıl önemli sonucu ise gözlerden kaçmıştır: Lübnan'da mevcut batı yanlısı hükümeti iktidara getiren Hariri Suikastı provokasyonunu izleyen sözde "Turuncu Devrim"in sosyal çekirdeğini oluşturan Lübnanlıların büyük çoğunluğu, işgalin hemen ilk günlerinden itibaren yığınlar halinde vatandaşlık sahibi oldukları ABD'ye, Kanada'ya ve Avrupa ülkelerine (bunların hemen hepsi işgali ya açıkça destekleyen ya da BM'de tamamen gözyuman ülkelerdi) kaçmışlardır. Bu olay Lübnan siyasetinin yakın geleceğini belirleyecek en önemli olayların başında gelmektedir ve Lübnan'da ulusal bağımsızlık savaşının sınıf savaşından ayrı düşünülemeyeceğini kesin olarak göstermektedir. Açıktır ki buradan sınıf savaşıyla ulusal kurtuluş savaşını doğru temelde sonuna kadar götürebilecek yegane ideolojiye ve programa sahip olan Lübnanlı komünistlere büyük görevler ve aynı ölçüde büyük imkanlar çıkacaktır. Komünist Partisi işgalin ilk günlerinden itibaren Lübnanlı gençleri "kentlerinde ve köylerinde kalarak işgalciye silahla karşı koymaya, topraklarını, egemenliklerini ve halkı korumaya" çağırırken bu gerçeği gözetmiştir. İşgalci güçlere karşı ortak mücadele içinde bir araya gelen Hizbullah'la Komünistler arasındaki temeldeki fark bu süreçte biraz daha belirginleşecektir. Hizbullah, Lübnan nüfusunun en yoksul kesimlerini silahlandırma ve onları seferber etme gücünü ortaya koymuştur, ancak karşılık olarak bu kesimlerin savaşını Lübnan halkının tüm kesimlerine yayma ve daha önemlisi, yoksul yığınların büyük fedakarlıklarını onların politik iktidarına dönüştürme konusunda çok az şey yapabildiği, ideolojisinin ve programının Lübnan halkının çok yönlü mücadelesine her kazanımında giderek biraz daha dar geldiği, tüm kesimleriyle daha çok ve daha etkin biçimde mücadeleye girmek isteyen Lübnan halkının vatanlarını terketmeyen tüm öğelerinin bu istemlerini karşılayamadığı açık olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu mücadeleyi ancak komünistler sonuna kadar götürebilir. Lübnan ve ortadoğu gerçeği hakkında başkalarına her fırsatta ders vermeye kalkan "gerçekçi"lerin göremediği ve göremeyeceği bölgenin asıl gerçeği budur. SSCB'nin desteğinin yokluğunda maddi olanaklar bakımından islamcı hareketlere göre çok daha zayıf durumda olan komünistlerin temeldeki büyük gücü de, sınıf savaşımıyla ulusal savaşımın özel bir biçimde kesiştiği bu noktada yatmaktadır. Sözün kısası mücadele sürüyor, naylon yada gerçek şeyhler istese de istemese de, er yada geç kazanan mutlaka sosyalizm olacak!

[1] "Öğrenci solu" kavramını, yaş yada mesleği değil belli bir ideolojik düzeyi belirten bir terim olarak kullanıyoruz. Nitekim öğrencilik hayatını uzun süre önce tamamladığı halde öğrenci solculuğunun ideolojik düzeyini aşamayan kişi ve çevrelere sıkça rastlanabiliyor.
Komünist Bakış

Lübnan'daki mücadeleyi anlamak için yararlı kaynaklar:

İsrail'in Lübnan'a karşı kanlı saldırısının nedenleri
ve amaçları - Marie Debs
(Lübnan Komünist Partisi
politbüro üyesi)

Parti tüm üyelerini direnişe katılmaya çağırmıştır -
Marie Debs'le röportaj

Hariri Suikastının Anlamı - Garbis Altınoğlu (bu sitede konuyla birçok önemli inceleme
bulunmaktadır)

Süha Beşara: "Lübnan'da köylerimizi yeniden inşa
edeceğiz."

Lübnan direnişinin sembolü Süha Beşara'yla
röportaj

İsrail'in savaş politikasının kökenleri hakkında -
Lucas Catherine (Ortadoğu uzmanı)

not: Komünist Bakış ve Stalin Arşivi çeviri birimi yukardaki yazılardan türkçe olmayanları tercüme etmek isteyenlere yardım etmeyi taahhüt eder. iletişim için: mail@stalinkaynak.com